Beyzade Hacı Mahmud Bey Hakkında

İdari Dönüşümün Ortasında Bir Mütesellim

Beyzade Hacı Mahmud Bey’in (1767–1851) kökenleri, Eskişehir ve çevresinde "Bey/Mir" unvanını nesiller boyu taşıyan, bölgenin en köklü ve nüfuzlu ayan sülalelerinden birine dayanmaktadır. Soy ağacının izleri takip edildiğinde, Mahmud Bey’in dedesinin 1750’li yıllarda bölgedeki asayişten sorumlu olan Eskişehir ayanı Uluborlulu Veli Bey olduğu, babasının ise arşivlerde Mütesellim Veli Beyzade Mehmed Bey olarak geçen bir diğer güçlü yerel lider olduğu görülür. Erkek kardeşi Alpu Ayanı Veli Beyzade Ahmed Bey ile birlikte bu güçlü idari mirası devralan Hacı Mahmud Bey; köklü aile bağları, lületaşı madenleri ve meşhur Eskişehir ılıcalarının tasarrufu sayesinde sülalenin şehirdeki sosyo-ekonomik ağırlığını pekiştirmiş ve geçmişten gelen ayanlık geleneğini dönemin en kudretli mütesellimlerinden biri olarak başarıyla sürdürmüştür.

Ancak II. Mahmud’un merkeziyetçi reformları kapsamında, H.1247 (M.1831–1832) yılında bu kurum tamamen kaldırıldı. Haliyle Hacı Mahmud Bey’in de resmi devlet görevi sona ermiş oldu. Fakat bu durum, ailenin şehirdeki etkinliğini azaltmadı; çünkü güçleri sadece resmi bir unvandan ibaret değildi.

Ekonomik Güç: Akçelerin Konuştuğu Tablo

Hacı Mahmud Bey, gücünü geniş bir aile ve akrabalık ağıyla destekleyen bir figürdü. Dönemin idari ve mali kayıtları ile temettuat (vergi) defterleri incelendiğinde, bu durum çok net görülüyor.

Mahmud Bey’in oğlu Hacı Mestan Bey ve damadı Hacı Hasan Ağa, bu yapının en önemli sütunlarıydı. Temettuat verileri, bu aile çevresinin ekonomik gücünü çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor:

  • O dönem Eskişehir kazasında sıradan bir hanenin yıllık geliri yaklaşık 1.000 akçe civarındayken,
  • Beyler Sülalesi’ne ait hanelerin mülkiyetindeki han, hamam ve değirmen gibi varlıklardan elde ettikleri gelirler on binlerce akçeye, hatta bazı örneklerde 90.000 akçeye kadar ulaşıyordu.

Bu ekonomik kapasite, ailenin şehirdeki nüfuzunu resmi görevlerin ötesine taşıyordu.

Şehre Bırakılan Miras: Vakıflar, Hamamlar ve Camiler

Ailenin gücü sadece ticari ve idari varlıklarla sınırlı kalmadı; Eskişehir’in sosyal, mimari ve dini hayatında da kalıcı izler bıraktılar. Hacı Mahmud Bey, oğulları ve damadı, dönemin en önemli itibar ve güvence kaynağı olan vakıf sistemini ve şehir yatırımlarını çok iyi yönettiler.

  • Dini ve Kamusal Yapılar: Günümüze ulaşamamış olsa da kayıtlarda adı geçen Hacı Mahmud Bey Medresesi ve Camii, sülalenin şehir merkezindeki en önemli imar hareketlerindendi. Bunun yanı sıra, bugün hâlen cemaati olan ve bulunduğu mahalleye adını veren Hacı Hasan Camii de bu nüfuzun en somut simgelerindendir; Hacı Mahmud Bey'in damadı Hacı Hasan Ağa, adını aile bağlarıyla kenetlendiği bu camiden almaktadır.
  • Şehir Kültürü ve Alçık Hamamı: Ailenin bıraktığı en zarif miraslardan biri de kent merkezindeki tarihî Yeni Alçık Hamamı’dır. 18. yüzyıla tarihlenen bu hamam, sülalenin sadece gücünü değil, bir vefa hikâyesini de taşır. Hacı Mahmud Bey’in eşi Emine Hanım’ın sağlığında kadınlarla cemiyetler düzenlediği ve yapımını başlattığı bu hamam, ömrünün yetmemesi üzerine vasiyetiyle devredilmiş; Hacı Mahmud Bey de 1842 (H.1258) yılında büyük bir himmetle yapıyı tamir ve tamam ettirerek eşinin anısını şehre hediye etmiştir.
  • Bölgesel Vakıf Ağı: Hacı Mahmud Bey’in etkisi şehir merkeziyle de sınırlı kalmadı. Bölgenin en stratejik yapılarından biri olan Seyyid Gazi Vakfı’nın yönetimi kendisine verilmişti.

Oğulları Hacı Mestan, Aziz ve Hacı Mehmed Beyler ile eşi Hocazâde Fatma Esma Hanım’ın kendi ailesinin de bölgedeki diğer zaviye ve vakıflarda aktif roller üstlenmesi, erkek çocukların, damatların ve gelinlerin bağlarıyla büyüyen bu sülaleyi Eskişehir ve çevresinin en büyük iktisadi ve sosyal aktörlerinden biri haline getirdi.leşen bu geniş sistem, aileyi bölgenin en büyük dini ve iktisadi aktörlerinden biri haline getirdi.

Odunpazarı Mezarlığı'ndaki Sessiz Tanık: Hacı Mahmud Bey'in Kitabesi

Uzun, hareketli ve mücadele dolu bir ömrün ardından, takvimler 10 Kasım 1851'i (25 Muharrem 1268) gösterdiğinde Beyzade Hacı Mahmud Bey bu dünyaya gözlerini yumdu. Bugün naaşı, Eskişehir Odunpazarı Mezarlığı'nda sessizce yatmaktadır. Kabrinin başında yükselen ve bu fani dünyadan göçüşünü ebedileştiren mezar taşı kitabesi, adeta koca bir devrin kapanışını özetler niteliktedir:

Hacı Mahmud Bey'in Mezarı

Hüve'l-Hayyü'l-Bâki

Bu fenâ ikliminde bâki var mıdır tutmuş ne mal
Her gelen bir bir giderler böyle takdir-i ezel
Seyr iderken Hacı Mahmud Bey cihânın hânı nâgehân
Bağ-ı vücudunda esüb bâd-ı ecel
Gülşen-i ömrünü soldurdu hazan itdi tamâm
Geldi bu terkib cismine (..) hâl
Kösene serrâ irisdiğinde hitâb-ı tircî
Cân akub dâr-ı bekâya çekdin bu dünyadan el
Harf-i cevher vardır tarih-i sâli fevtinin
Hacı Mahmud Bey'e ola ravza-i cennet mahal

Sene 25 Muharrem 1268 [10 Kasım 1851]

Anlamı:
Bu geçici dünyada ne mal mülk edinirse edinsin, kalıcı olan biri var mıdır?
Buraya gelen herkes ezelî takdir gereği birer birer göçüp gider.
Hacı Mahmud Bey bu dünya hanında ömür seyrini sürdürürken, ansızın varlığının bağına ecel rüzgârı esti.
O rüzgâr ömrünün gül bahçesini büsbütün sarartıp sonbahara çevirdi ve bu fani bedenine bir hal geldi.
İlahi "Geri dön" hitabı kalbine ulaştığında, canı ebediyet alemine doğru aktı ve dünyadan elini eteğini çekti.
Vefat ettiği yılın tarihinde gizli bir anlam (tarih düşürme sanatı) vardır;
cennet bahçeleri Hacı Mahmud Bey’in mekânı olsun.

Geçmişten Günümüze Uzanan Köprü

Beyler Sülalesi’nin Eskişehir’in köklerine bıraktığı bu güçlü miras, sadece Osmanlı döneminin idari ve sosyal yapısını şekillendirmekle kalmadı; etkisi yüzyılları aşarak günümüze kadar ulaştı. Zaman değişip kurumlar yenilense de sülalenin o vizyoner, girişimci ve yönetici ruhu varlığını hep korudu.

Bu köklü geçmişin ve memleket aidiyetinin en kritik sınavı ise hiç şüphesiz Kurtuluş Savaşı yıllarında verildi. Anadolu’nun varoluş mücadelesi verdiği o en zor günlerde, Eskişehir’in işgale karşı direnişini örgütleyen ve Kuvây-ı Milliye hareketine hem lojistik hem de sivil liderlik sağlayan kadroların içinde bu aileden önemli figürler yer aldı. Şehrin müdafaasında ve millî direnişin örgütlenmesinde aktif rol üstlenen bu isimler, geçmişten gelen memleket sorumluluğunu cephe gerisinde de canla başla sürdürdüler.

Nitekim bu köklü aile, tarih sahnesindeki ağırlığını modern dünyada da kaybetmedi; Kurtuluş Savaşı'ndaki sarsılmaz duruşunun ardından cumhuriyet tarihinde ve günümüzde de ülkeye yön veren çok sayıda devlet adamı, bürokrat, bilim insanı ve iş dünyasında iz bırakan iş adamı yetiştirdi. Geçmişte taşranın idaresini üstlenen, vakıflar kurup şehre kalıcı eserler kazandıran o kurucu irade, bugün de farklı alanlarda topluma ve ülkeye değer katmaya devam ediyor.

Referans