Nasreddin Hoca: Dünya’nın Merkezi Sivrihisar’dır Hakkında
Mizahın ve Bilgeliğin Başkenti: Nasreddin Hoca
Nasreddin Hoca dendiğinde çoğumuzun zihninde eşeğine ters binen, göle maya çalan o güler yüzlü figür canlanır. Ancak Hoca, sadece bir halk kahramanı değil; 13. yüzyıl Anadolu’sunun toplumsal hafızası, adalet duygusu ve pratik zekasının vücut bulmuş halidir. 1208 yılında Sivrihisar’ın Hortu köyünde başlayan hayat yolculuğu, onu sadece bir bölgenin değil, tüm dünyanın tanıdığı bir bilgeye dönüştürdü.
Onun fıkraları aslında birer hayat dersidir. İnsana önce aynaya bakmayı, sonra etrafına hoşgörüyle yaklaşmayı öğretir. "Ya tutarsa?" dediği göl, aslında umudun sembolüdür. Ve bu umudun, bu zekânın doğduğu topraklar olan Sivrihisar, onun kimliğinin en temel yapı taşıdır.
Belirsizliği Bitiren O Taş Sanduka
Senelerce bir "rivayet" olarak kalan Hoca’nın Sivrihisar aidiyeti, 2013 yılında somut bir delille bambaşka bir noktaya taşındı. Sivrihisar Ulu Cami kütüphanesinde uzun süredir muhafaza edilen ancak mahiyeti tam anlaşılamayan bir taş sanduka, uzmanların radarına girdi.
Anadolu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erol Altınsapan ve Doç. Dr. Mehmet Mahur Tulum’un yürüttüğü titiz çalışmalar, tarihin tozlu sayfalarından bir gerçeği gün yüzüne çıkardı. Selçuklu mimarisinin karakteristik özelliklerini taşıyan sandukanın üzerindeki kitabeler deşifre edildiğinde, o taşın bizzat Nasreddin Hoca’ya ait olduğu belirlendi. (Kaynak: Anadolu Ajansı (AA), "Nasreddin Hoca'nın mezarının yeri bulundu", 19 Nisan 2013)
Tarihsel Yapboz Tamamlandı
Bu bulgu, aslında bir tesadüf değil, eksik bir parçanın yerine oturmasıydı. Bildiğimiz üzere:
- Hoca’nın oğlu Ömer ve kızı Fatma Hatun’un mezarları zaten Sivrihisar’daydı.
- Kitabelerin deşifre edilmesiyle, Hoca’nın sadece doğduğu değil, ömrünü tamamladığı yerin de burası olduğu kesinleşti.
Böylece, Nasreddin Hoca’nın mezarının nerede olduğuna dair on yıllardır süregelen tarihsel belirsizlik, kendi evinde, yani "Dünyanın Merkezi"nde son bulmuş oldu.